Köpek, insanın ellerinde tıpkı sanatçının arzuladığı biçimi alan bir çömlek hamuru gibidir. Bu fiziksel ve psikolojik yoğrulma yüzyıllardır sürüp gider.
Köpeğin kökenlerini ve toplumsal tarihini, insanla kurduğu dostluk ve yaptığı işbirliği kapsamında kısaca gözden geçirdikten sonra, onun fiziksel ve zihinsel yeteneklerini, avcılıktan başlayarak daha ayrıntılı olarak inceleyebiliriz. Avcılık sporu hakkında de---gıs---ik görüşler vardır. Bu sorunu tartışmanın yeri burası değil. Ne var ki, insan ve köpek av alanında bir araya gelmişler ve karşılıklı sevgi ve neredeyse bir aşk ilişkisi geliştirmişler. Eğer avcılık olmasaydı, insan ile köpek arasında yüzyıllardır yıkılmadan süregiden bu bağ asla oluşmazdı.
çok çeşitli avlanma biçimleri ve çok farklı av hayvanları vardır.Yırtıcı hayvanlar, uçan hayvanlar, hızlı koşanlar, inlerde yaşayanlar, kaçanlar ve saldıranlar, gizlenenler ve kendilerini kamufle edenler vardır. çok eski zamanlardan beri köpeğin, insanla aynı avlanma içgüdülerine sahip olduğu söylenir. Ancak, avcı köpek belirli bir genel eğitim düzeyine geldiğinde uzmanlaşmanın başlaması gerekir. Biyolojik ve genetik olarak köpek belirli bir kalıba girmeye öteki memelilerden daha yatkın bir hayvandır. Sadece itaatle ve öğrenmeye uyum sağlamakla kalmamış, birbirini izleyen kuşaklar boyunca sadece uyum sağlama özelliğini değil yeni özellikleri de kendi döllerine iletmiştir. Köpek, insanın ellerinde tıpkı sanatçının arzuladığı biçimi alan bir çömlek hamuru gibidir. Bu fiziksel ve psikolojik yoğrulma yüzyıllardır sürüp gider.
Yetenekleri nedeniyle köpek herşeyden önce bir avcıdır. Avı bulmaya, onu ürkütüp saklandığı yerden çıkarmaya ve avcının herhangi bir araç kullanarak onu yakalayabileceği bir düzlüğe sürmeye uygun içgüdüleri vardır. Ne var ki, bütün bunlar yeterli değildi ve insan köpeğe başka beceriler öğretti. örneğin durma özelliğine sahip köpek yetiştirdi. Gerek doğal eğilimleri gerekse gördüğü eğitim sayesinde köpeğin avı hissettiği anda ansızın durması gerekiyordu. Bu duraklama anlarında bir heykel gibi hareketsiz olmalı, bütün kasları gerilmeli ve tek pençesini yerden kaldırmalıdır. Bu bir “dikkat” sinyalidir ve burnunun gösterdiği doğrultuda bir av olduğunu avcıya haber verir. Günümüzde avı bulan cinsler, spanieller ve griffonlar bu özelliği taşıyan köpeklerdir. İngiliz cinsleri, pointer ve setter de aynı özelliğe sahiptir.
İnsan köpeğe avı getirmeyi de öğretti. Bazı durumlarda av avcının okuyla (ya da günümüzde, tüfekten çıkan kurşunla) vuruluyor, ama kaçarak bir yere saklanıyordu. Bu nedenle köpeğe avı getirmesi öğretildi. Ve köpek, herhangi bir yerinden vurulduğunda düşen, çalılıkların ya da bataklık sularının içinde olan avı getirme konusunda uzmanlaştırıldı.
Terrier de avı ininden çıkarma özelliğine sahiptir. Ormanlarda ya da tepelerde yaşayan pek çok hayvan (tilki, porsuk, sansar, gelincik) yeraltında tünel, ağaç gövdesinde kovuk ya da kayaların arasında oyuk açıp saklanır. Gururlu, saldırgan terrier kısa bacakları ve tehlikeli dişleriyle bu vahşi hayvanların açtıkları tünellere girer, zorlu bir savaş vererek onların üstesinden gelir ve onları saklanıkları yerden çıkarır.
özellikle Fransa’da monarşi döneminde, geyik ya da tilki avı kalabalık ve görkemli bir biçimde sahnelenen neşeli, büyük olaylar haline geldiğinde, Grand Bleu Gascogne, Poitevin ve Chien d’Artois gibi soylu cinsler geliştirildi. Bu köpekler avcıların çaldıkları borular, attıkları çığlıklar, atlılar arasında ve onları sevk etmekle görevli olan kişilerin eşliğinde görevlerini yerine getirdiler.
Lorraineli I. Charles’ın saltanatı sırasında, müsadere edilmiş topraklar üzerinde, kralın köpeklerini yetiştirmek ve eğitmek için yetmiş kadar orman ve neredeyse sekiz yüz kadar kraliyet parkı oluşturuldu. Ve Fransa Kralı XI. Louis öylesine ateşli bir avcı ve öylesine düzenli bir adamdı ki, her şeyi en uygun mevsiminde yapardı: yaz ve güz aylarında savaş, kış aylarında geyik ve ayı avı, bahar aylarında şahinlerle av. Kralın av tutkusu öylesine büyüktü ki, ölüm halindeyken, kımıldayamayacak kadar hastayken bile, son saatlerini kraliyet yatak odasında fare yakalayan köpekleri seyrederek geçirdi.
Ava çılgınlık derecesinde düşkün bütün krallar arasında, Danimarka ve İngiltere Kralı Büyük Canute’nin özellikle ihmal edilmemesi gerekir. Bu kral 1016 yılında, soylulara ait olmayan ve buna rağmen kraliyet avlanma alanında görünen her köpeğin bacaklarının kırılmasını emreden bir ferman çıkardı.
Kaynakça ve Uyarılar
Pet Kütüphanesi, bilgilerinden yararlanmamıza izin veren kaynaklarına teşekkür eder, dikkat kullanım koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. (
kullanım koşulları |
kaynakça bilgileri)